...? Yenilgi ağır gelmişti. Burnumdan soluyordum. Sonraki otobüs kim bilir ne zaman gelir diye aklımdan geçerken acelesi olmadığı belli bir otobüs ağır ağır geldi, durakta kapılarını açtı. Tereddüt ettim. Şimdiye kadar bu hattın v...
“acelesi” sözcüğü
17 yazıda 18 geçiş bulundu.
...ında oturuyordu. Bazı sokaklardan nadiren insan geçtiği olurdu. Oysa Ayşe Hanım’ın sokağındaki kedilerin bile acelesi vardı sanki. Dün büyük oğlu Necip’in telefonu ateşten bir top gibi evin orta yerine düşmüş, yangın büyümüş de...
...kadaş canlısıydı. Siz de öylesiniz. Meraklıydı da üstelik. Belki en çok da meraklıydı. Siz de öylesiniz. Onun acelesi yoktu, sizin var. Nankör değildi. Siz nankörsünüz de. O yaptığı yanına kâr kalacak sanmıştı. Siz de öyle sanı...
...lardı. Kalabalık sehpanın uzağında oturan gri cüppeli, sarıklı ihtiyarın elinde yeşil doksan dokuzluk tespih. Acelesi yoktu, ağır ağır çekiyordu. Ortalık aydınlanmadan birkaç kişi otobüsü kaçırma korkusuyla koşturarak sokaktan...
...Ana caddeye ulaştıklarında yeşil ışığın yandığını gören araçlar adeta yerlerinden fırlamışlardı. Başkomiserin acelesi vardı. Yayalara yeşil ışığın yanmasını beklemeden kendini araçların arasına attı. Yükselen korna seslerine al...
...ıştan sonra şimdi babaannemin kollarında olmak az da olsa bana huzur vermişti. Ameliyathaneden çıkan doktorun acelesi vardı. Öyle ki oradaki küçücük benim olduğumu görmeyerek babamın ölüm haberini pat diye duymama sebep oldu. İ...
...ey. Boş yer aradı. Güneş gören banklara uzanıp sonbaharın tadını çıkaran kedilerin keyfini kaçırmak istemedi. Acelesi yoktu. Fıskiyesi çalışmayan havuzun yanından geçti, üzerinde belediyenin adı yazan banka oturdu. Ne kadar yor...
...i kadın da. Otobüs durağa yaklaştı. Kapı açıldı. Kadın indi, arka kapıdan genç adam ve iki kişi daha. Kadının acelesi yok gibiydi. Yüksek topuklu ayakkabının davetkâr sesini takip eden gizli hayranından habersizdi. Işıklardan k...
...derlerdi hamuru. Kendi emeklerinin sindiği çörekler pişer pişmez, ağızları yana yana iştahla yerlerdi. Yıllar acelesi varmışçasına öyle bir hızla geçmişti ki takvimler altı Eylül bin dokuz yüz elli beşi gösteriyordu. Behzat, se...
...yürüdü. Gözüne kestirdiği en yüksek noktaya ulaştığında, “Tam yeri!” diye düşündü. Etrafa bakındı uzun uzun. Acelesi yoktu; ha beş dakika önce, ha on dakika sonra. Geçmişe, yıllar öncesine gitti. Her nedense, bu şehre ilk adım...