...tohum diker, yeşertir yeryüzünü. Kimisi kana bular yaprakları. Bazıları da bir ağaç gölgesinde bekler payına düşeni, kalan kırıntıları... Bembeyaz sessizliğiyle kışın gelmesini beklerken, 47. sayımızla karşınızdayız. Yaprakla...
“düşe” sözcüğü
9 yazıda 9 geçiş bulundu.
düşe, düşebildiğiniz, düşebilir, düşebilirdi, düşebilmek, düşebilsin, düşecek, düşecekken... eşleşmeleri dahil edildi.
...sek noktasına ulaştırmaya mâhkum edilmiş kraldır ve Camus’a göre en saçma şey: Sisyphos kayanın her defasında düşeceğini bile bile aynı kısır döngüye devam etmektedir. İşte insan da tıpkı Sisyphos gibi bir gün öleceğini bile bile...
...l fotoğrafları Şimdi renksiz, zevksiz insanları İstanbul’u gözlerim kapalı dinleyemiyorum artık Kanık Yaprağı düşecek ağaç kalmadı Sallansam da onun kötürüm havasından O artık Gülhane’deki olmayan ceviz ağacı Galata’nın Kız kul...
...ünen yüzleri Benim kaçtığım tüm mağaralara işlenmiş Bir nehir bulsam yıkayacağım geçmişimi Peltek bir ağızdan düşen harfim gece yarıları Sayıklanarak geçiyorum sokaklardan Utanıyorum kendimden, en çok da hissettiklerimden Anl...
...e yüz üstü bel bağlıyor Sırt üstü suikasta kurban gidiyorsun Aklını bu kadar hafife alma Ağır basmalara yenik düşen kaç kişiyiz Bunu en iyi sen biliyorsun Akrep yelkovanı Yelkovan akrebi kovalarken Ben günü kaçıran Sen ise gü...
...n evvela acıdan ve ölümden kurtulma ümidini muhafaza isteği var olur. Tüm yaşamsal faaliyetler buna bağlıdır. Düşeceğimiz olası durum, öldürülen durumu olacaktır. Kendi ölümümüzü düşündüğümüz için ölüme karşı oluruz. Kieslowski bu...
...kızlardan vazgeçtim anne Ben hep sana kalayım Bölüne bölüne Gül yaprağı çalılıkları ezile ezile Kar taneleri düşerken saçlarına Sıcak ev içleri gözlerin Kuşlara ekmek bize merhamet gerekliydi. Yazan: Aykut Karedemir Sayı: 47
...bizi büyük bir düzen ile kargaşaya sürükler. Zihin galaksilerinde parçalanan düşünce meteorlarının zihnimize düşen parçaları büyük yankılar uyandırırken, bu parçaların zihin süzgecimizden geçirilip şekil verilmesi ile zihin...
...maviliğine uzanırken dilinden döküleceklerin girizgâhını yapıyordu adeta: “Yukarıdaki kavga çok kanlı. Yalnız düşenin işi zor. Şanslı olan üç beş tüyünü bırakır. Ya şanssız olan?...” Devamını getirmedi. Gözlerini etrafa saçılmı...
...“…” Her okuyuşunda garip bir ürperti sarıyordu bedenini, yine ürperdi. Kafe şemsiyesinin yanlarından toprağa düşen yağmur, önce şemsiyeye gümbürtüyle çarpıyor, sonra akıntıya katılıyordu. Ceketini düğmeleyip ellerini ovuştur...