...olanaksızdı; kopup kopup geliyorlardı yükseklerden. Hızla toprağa çarpıp üzerlerindeki yeşilimsi sarı dikenli kabuklarından ayrılan kahverengi minik yumrular… Ekim ayının sokak aboneleri, yamalı bohça hallerine bakmadan her yeri isti...
“kabuk” sözcüğü
22 yazıda 23 geçiş bulundu.
kabuk, kabuki, kabukla, kabuklar, kabukları, kabukların, kabuklarından, kabuklarını... eşleşmeleri dahil edildi.
...vb. efektler ekliyor; perde arkasında oyuncular diyalogları seslendiriyordu. Önceki yazıda belirttiğim, Japon Kabuki Tiyatrosu geleneği, Benshi(anlatıcı) gibi... Böylesi zamanlarda sinema, tesadüf sayılabilecek şekilde dahi bi...
...ında belirtmeliyim ki içimde sana dair yeşeren kin ağacının kökü çok uzun zaman önce kurudu. İhanetin ruhumda kabuk bağlayan bir yaraya dönüştü. Kelimelerim bir kalemin mürekkebiyle can bulurken yaram kan sızdırıyorsa, bil ki...
...ğmen sadece yıldızlardan yansıyabilecek bir parıldama belirdi. “Her gün mektup yazacağım,” “Ve…” “Pembe deniz kabuklarını biriktirip sana ulaştıracağım,” “Başka?” “Bunda gerçekten ciddi miydin?” “Söyle, ciddiydim.” “Sana denizci kı...
...ştı. İnsanların çoğunluğuysa, belirsiz bir Yeni Gelecek için çalıştı. Aranızdan bazıları, "Hani gelecek kalın kabuklu bir meyveydi de soyması zordu? Tüketmişler gelecek meyvesi denen o kırmızı şeyleri. Bu öykünün tutarsızlığı n...
...şlerdi. Benshi olarak bilinen ve sahne kenarından filmin olay örgüsünü izleyiciye anlatan gelenek, 17. yüzyıl Kabuki Japon Halk Tiyatrosu'ndan gelmekteydi. Sonrasında sesli film çıktığında sinemaya gitme alışkanlığı öyle yerle...
...iyordum hani, hor bakmayasınız diye yüzümün yaralarına, her birine bir ölüm kapatmıştım, her yarama bir ölüm; kabuk bağlasın diye. Ve sonra bir ölüm, bir ölüm daha, bir daha... Ruhumda ölünmeyen iğne ucu kadar yer kalmaksızın...
...şekilde odama giderken, o fındığın kabuğu da benim ayağıma batar. Genelde hep aynı yere batıyor galiba lanet kabuk, acı hep aynı çünkü. Kavga diyordum, dün gece yine oldu. Ben ne kadar değersiz, ne kadar tahammül edilemeyen...
...ca etmekten geri durmuyor, duramıyor; güneş batıp tekrardan doğdukça, kırıyor ve kırılıyor, acıyıp kanadıkça, kabuk tutan yaralarla eskiyorlardı. Hayatlarımızın yuvarlanıp gitme ezberinin, onlardaki izdüşümünde, ilişkilerinde...
..., her şey tas tamam. Vicdan! Freud yazmıştı o gecede, dünü ‘freud diye bir şey yoktur’ diyordu Ünlü. Haykırdı kabuk bağlayan insan, Ucuzlamış bedenler, satılmış kumaşlar Kudretli sıfatlar eklenmiş surlar. Bir barbar köyü, vak...