...i söyleyemeyen çocukla bir an gözgöze geldiler. Bakışlarındaki bahar kışa kesmişti çoktan. Benzi solmuş, kanı kurumuştu. R’leri söyleyemeyen çocuk yüzünü yere düşürdü, canı ağlamak istiyordu. Terle tozun harman olduğu kara teni,...
“kurum” sözcüğü
6 yazıda 7 geçiş bulundu.
kurum, kurumadan, kurumakla, kurumamış, kuruması, kurumasın, kurumasına, kurumaya... eşleşmeleri dahil edildi.
...ştıkları kan iki adamın peşini bırakmıyordu. Merdivenin bitimindeki ipin ucuna bağlanan çengellerin birindeki kurumuş kan kalıntıları hemen dikkat çekiyordu. Balkonda cansız yatan adamın elindeki eldiveni parçalayan sürtünmenin...
...ladı. Tıpkı, bir barajın dizginlenemez suyunun açılan kapakla coşkuyla akmasına benziyordu bu. Göz pınarlarım kurumamış olsaydı, o an gözyaşlarımız birbirine karışacaktı; biliyordum. Bir süre sonra bulunduğumuz zamana geri dönmüş...
...m gündüzle dalga geçip gece muamelesi yapıyor, Işıkların rahatsız ettiği sabaha. Ağlayasım yok. Göz pınarları kurumuş bir insanken ben, ne güzel teselli cümlesidir. Sızlanasım yok. Ama gözlerimde hastalığın sebebi yaşlar. Ateşi...
...gün ağarmaz, ağarmaz, ağarmaz… Ölü sineklere ağıt yakarım sabahları; kibrit kutularından mezar taşları olur, kurumuş gül yapraklarından toprakları. Örselenmiş yüreğim kendine büyük gelen bir kafese tıkıldığından beri gökyüzünd...
...me alınmaz ummak için değil ki zaman “iyi hissetmek” yalanın dik âlâsı ufka dikmiş gözünü âmâ lal ne dese hoş kurumuşun kudurmuş hâli beter bulut’un toz’unu yalar anca dil hafif bir ferah bile yok kâbus’ta ay’a dalmışken ölsek de...
...eş, altı. Zeytin kâsesi dolaba. Yedi, sekiz, dokuz, on, on bir, on iki. Peynir tabağının kapağını sıkıca kapa kurumasın; geri dön: on üç, on dört, on beş, on altı, on yedi, on sekiz: peynir dolapta. Buzdolabını kapa, ocağa dön; b...
...KAYNAKÇA Prof. Dr. Küçükdağ, Yusuf. “Divriği Darüşşifası’nın Osmanlı Döneminde Medrese-i Kebir Adıyla Eğitim Kurumu Olarak İşlevini Sürdürdüğüne Dair”, İslam, San’at, Tarih, Edebiyat ve Musıkısi Dergisi 3/5 (2005): 97-104. ww...
...eline benzerdi gerçekten… Ya da biz benzediğini sanırdık… Ee! Bu gelinin yanına bir de damat gerekirdi elbet. Kurumuş bir deve dikeni arardık. Bulurduk da. Uzunca koparırdık. Damat gelinden uzun olmalı, öyle değil mi ya! Onu da...
...kliyor. Bu ikazla mavi dumanlar dağıldı birden. İyi ki gelmişti bu programa. Öyleyse konuşmalıydı. Heyecandan kurumuş dudaklarını yaladı. Özlem yüklü sözcük, ağzından çıkmaya hazırdı artık. - An-ne. İlk kez… Ne güzeldi… Binlerc...